Hukukun ÜstünlüğüAğzı olan konuşuyor, neyi; Anayasa Mahkemesi kararını, sonra AKP’nin kapatılma davasını ya da alakası olmamasına rağmen kasıtlı olarak adına "Ergenekon" denen hadiseyi. Konuşanlar genelde demokrasiden, kuvvetler ayrılığından, milletin kayıtsız şartsız egemenliğinden, cumhuriyetten, laiklikten bahsediyorlar.Garip amma hukukun üstünlügünü fazlaca öne çıkaran yok gibi. Oysa hukuk herkese lazım. Hukukun üstünlügü tesis edilebilse ne demokrasi, ne laiklik, ne siyasi partiler, ne devlet, ne asker, ne polis, ne de vatandaşın endişelenmesine gerek kalmazdı. “Şeriatın kestiği parmak acımaz” vecizesi buna delalet eder. Bu veciz ifade zimmen ve hükmen "ey vatandaşlar korkmayın, üzülmeyin benim önümde herkes eşittir ve benim olduğum yerde haksızlık olmaz" der. Hani "Bana güven, gerisini merak etme sen" diye bir tabir vardır ya, bu o iste. Vatandaşa "Bana güven, gerisini merak etme sen" demesi gereken hükümeti, siyasi partileri, Meclis´i, yargısı, ordusu ve polisi ile devlet. Bu da ancak ve ancak "bila kaydu şart" hukukun üstünlügünün tesisi ile olabilir. Gerçek manada sözde değil, özde hukukun üstünlügü tesis edilebilse, herkes devletin organlarına tam manasıyla güvenir, güven tesis edildiği için de devlet ve millet huzura kavuşur. Ancak malesef Türkiye’de durum pek de öyle görünmüyor. Aksine Türkiye´de her kesim demokrasi ve hukuku "fil misali" bir tarafından tutmuş çekiştiriyor. Herkes tuttuğu tarafın demokrasi olduğunu zannediyor. Fotoğrafın tamamına bakan yok, hele değerlendiren hiç yok. Hal böyle olunca da herkes demokrasiyi, cumhuriyeti laikliği kendine göre yorumluyor. Kargaşa da burada başlıyor. Kimisi demokrasiyi Meclis´e hasrederken ve Meclis´in her dediğinin demokrasinin mutlak doğrusu olduğunu söylerken, başkaları da "Meclis´in de durması gereken sınırlar var" diyor. Laikliğe girmeye dahi gerek yok, orada herkes bir başka telden çalıyor. Laikliği devletin temel falsefesi kabul edenlerle, laikliği kişisel alanlara hapsetmek isteyenlerin mücadelesi her defasında rejimi tehlikeye sokan mecralara taşınıyor. Çoğu zaman tartışmaların öbeğinde demokrasi, laiklik gibi kavramlar görünse de aslında arka planda başka hesapların yapıldığı ve mücadelerin aslında laiklikle alakası olmadığı biliniyor. İşin aslı devletin güçlü erklerini ele geçirme mücadelesi. Değilse televizyonlara çıkıp demokrasiyi, insan haklarını savunanların büyük çoğunluğunun bu kavramlarla uzaktan yakından alakası yok. Adamların derdi kendi inandıklarını ellerinde fırsat varken başkalarına hem de devlet eliyle dayatmak. Oysa demokrasi dayatmalar değil, uzlaşı sistemidir. Karşı fikirlerin birbirine yüzde yüz zıt inançların ve hayat tarzlarının birlikte yaşamasıdır. Yani demokrasi tek başına ne kanunlar manzumesidir, ne de çoğunluğun azınlığa tahakkümüdür. Hele Meclis çoğunluğuna dayanan bir dayatma şekli asla değildir. Aksine demokrasi azınlıkların çoğunluklara karşı hak ve hürriyetlerinin korunduğu, tek tek bireylerin hak ve hurriyetlerinin devlet ve devleti yöneten erklere ve onların muhtemel tecavüzlerine karşı korunmasını öngören bir kurallar manzumesidir ki, bu haliyle aynı zamanda yaşayan ve devamlı gelişme gösteren içtimai ve müesseleşmiş bir devlet kültürüdür, geleneğidir. Oysa Türkiye´de cumhurbaşkanından, başbakanlara, milletvekillerinden yüksek bürokrasiye, siyasi partilerden vatandaşa kadar önemli oranda bu kültürün oturmadığı siyasi ve sosyolojik bir vakıa olarak ortadadır. Bundan daha da önemlisi olagelen sistemin içsellendirilememesinin bir sonucu olarak özellikle siyasiler arasında devamlı bir mücadele ve devlet erklerinin ele geçirilmesi ve yeniden tanzim edilmesi kavgası devam edegelmektedir ki, Türkiye´de özgürlükçü demokratik bir sistemin tam olarak oturtulamamasının ana sebeplerinin başında bu gelmektedir. Zira devlet aygıtları üzerindeki bu kavga, yandaş ve taraftarların korunması, yaptıkları hukuksuzluk, yanlışlık, suiistimal ve hatta rüşvet ve talanların da malesef sorgulanmaması sonucunu çıkartıyor. Karşı taraftan birisi basit bir hata yaptığında devletin bütün kuvvet ve azametini seferber edenler, kendi taraftarları söz konusu olduğunda kıllarını kıpırdatmıyorlar. Hatta kanuni yetkilerini kullanmak suretiyle kendi elemanlarının savcılık ve mahkemelerce soruşturulmasına dahi izin vermiyorlar. Bütün bunların sayısız misallerini uzağa gitmeye gerek yok siyasi tarhimizin son yıllarına bakanlar göreceklerdir. Bu kadar hukuksuzluğun, haksızlığın, adam kayırmanın, suiistimalin, rüşvetin, soygunun, talanın olmasının sebebi nasıl ki hukukun üstünlüğünün tesis edilememiş olması ise, düzlüğe çıkmanın tek yolu da hukukun üstünlüğünün tesis edilmesidir... << Önceki || Sonraki >> hilal haberhilal haber Yorum Yap Tavsiye Et Yazdır Kaydet Yorumlar ( 0 / 0 )
|
Diğer Yazıları
» LİBERAL VİCDANLARIN ÇIKMAZI: ÇİFTE STANDART
» SAVCILAR GÖREVE » Füze Kalkanı projesi tuzağı » TAŞERON KiM » Hukukun Üstünlüğü » İslam Dünyasındaki Gelişmeler ve Değişim » Avrupalılık kimliği ve biz » Başbakan Haklıydı » Küfür Tek Millettir ya Müslümanlar? » İSRAİL: Vahşi Batının Terörist Çocuğu Rasgele Foto Yaşam
Anket
YAZARLAR
İlgili Haber Gazeteler Dergiler Kitaplar Dernekler teşkilatlar açıklamalar Kuzey Irak Ve Türkmen leri Türkiye'de Siyasi Tarih Filistin Çeçenistan İslam ülkeleri ÖSS 2010 Soru ve Çözümleri şüphe dizisi izle ülkücü haber Muhsin Yazıcıoğlu BBP Necmettin ErbakanEn Çok Gönderilenler
Son Yorumlar
|